Bildiğimiz iletişimin sonu!

esra_sengulen_unsur_1200_627_2_b_w

Metalik renklerle sembolize edilen 2000’li yıllar, bildiğimiz “bazı şeyler”in sonu olmak üzere başlamıştı. Hatta dünyanın sonunun geleceğine inanan gruplar bile vardı. Aslında haksız da sayılmazlardı. 2000’lere gelirken her alanda değişim trendi yükselmiş, milenyum tahminlerin de ötesinde bir hızla akmaya başlamıştı.

Francis Fukuyama’nın 90’larda ortaya koyduğu “Tarihin Sonu” tezini, Immanuel Wallerstein’in “Bildiğimiz Dünyanın Sonu” takip ederken, pazarlama dünyasında da benzer bir yaklaşım vardı. Coca Cola’nın efsanevi pazarlama direktörü Sergio Zyman, 2000 yılında “Bildiğimiz Pazarlamanın Sonu” geldi diyordu. Birbirinden farklı konular da olsa, değişime yapılan vurguların arttığı dönemlerdi.

Geçtiğimiz bir ay içinde iletişim profesyonelleri için önemli etkinlikler gerçekleştirildi. İstanbul’un gündemini haklı şekilde meşgul eden Kristal Elma’nın yanı sıra İngiltere’nin Oxford kentinde düzenlenen Global ICCO PR Summit 2016, sektörün temsilcilerini birlikte düşünmeye davet etti.

İkisinden sektörümüz için bir ortak mesaj çıkarmak istersek şöyle diyebiliriz: Bildiğimiz iletişimin sonuna geldik!

Değişmeyen tek şey…

Geleceğin anahtar yetenekleri farklılaşıyor. Bu yeteneklere sahip gençleri bir şirkette tutmak, memnun ve motive etmek için yeni yöntemler gerekiyor. Onlara yeni şeyler söylemek, onlardan yeni içerikler beklemek fazındayız. Öte yandan teknoloji yatırımı yapmayan ajanslar çıkmaz sokağa sapıyor. Çünkü teknoloji, iletişimin ana yürütücüsü olmaya son sürat devam ediyor. Teknolojisiz fikir ve içerik hiçbir yere varamıyor.

Yok olmak istemeyenlerin ise üç temel ödevi var: 1. Geleceğin yeteneklerini doğru tespit etmek ve doğru yönetmek, 2. İşimize entegre yazılım yapabilmek, 3. Yeni ve online analitik ölçümleme metotları oluşturmak. Oxford’da Tom Kelley’in şu sözü sıklıkla hatırlandı: “Bazı şüpheciler inovasyonun pahalı olduğunda ısrar eder. Uzun vadede inovasyon ucuzdur. Sıradanlık pahalıdır.

 

Esra Şengülen Ünsür

Artı İletişim Yönetimi

*Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Kasım 2016 sayısında yayınlanmıştır.