Bell Pottinger’a Dokunan Kirlenir Mi?

Geçtiğimiz günlerde, İngiltere’de halkla ilişkiler sektöründe yaşanan büyük haber üzerine bol bol konuştuk.  Ünlü İngiliz halkla ilişkiler ve itibar yönetimi ajansı Bell Pottinger, Halkla İlişkiler ve İletişim Uzmanları Birliği (PRCA – Public Relations and Communications Association) üyeliğinden beş yıllığına ihraç edildi. Şirket, Güney Afrika’nın en zengin Hintli ailelerinden Gupta ailesinin sahip olduğu ve devlet başkanı Jacob Zuma’ya yakınlığıyla bilinen müşterisi Oakbay Yatırım adına Güney Afrika’da nefret içerikli, bölücü ve ırkçılığı körükleyen kampanya yürütmekle suçlanıyor.

İhracın ardından Bell Pottinger’ın CEO’su James Henderson istifa ederken şirketin 12’den fazla müşterisi ajans ile yollarını ayırdı. Şimdiden yaklaşık 5 milyon pound borçta olduğu söylenen şirketin mali kurtarma planları üzerinde çalışılıyor. Zararları telafi etmek ve banka borcunu ödemek için ilk etapta yaklaşık 250 şirket çalışanı işten çıkarıldı.

Fotoğrafı biraz geriye sararak bugüne getiren yolun taşlarının nasıl örüldüğüne bakalım.

“GuptaLeaks” ile Gelen Son

2016 yılının Ocak ayında Bell Pottinger’ın kurucularından Lord Bell’in önderliğindeki bir delegasyon, Güney Afrika’nın en zengin ailelerinden biri olan Hint kökenli Gupta ailesinin sahip olduğu Oakbay Yatırım ile görüşmek üzere Güney Afrika’ya gitti. Gupta ailesi ve şirketleri bu sırada “apartheid” rejiminin sona ermesinden beri ülkenin yaşadığı en büyük siyasi skandalın başrolündeydi.

Gupta ailesinin Güney Afrika devlet başkanı Jacob Zuma’yla olan yakınlığı, 2013 yılından beri ülkede süregelen bir tartışma konusuydu. Gupta kardeşlerin bir düğüne giderken devlet başkanının kişisel hediyesi olarak Güney Afrika hava üssüne VIP iniş yapmasına izin verilmesi “Guptagate” skandalı olarak bilinen tartışmaların başlamasına sebep olmuştu. İki çocuğu Gupta şirketleri için çalışmış olan Jacob Zuma iddiaları reddetse de Gupta ailesi, ülkenin siyasi meseleleri üzerinde gereğinden fazla etkisi olduğu iddiasıyla medya tarafından sürekli eleştirilmekteydi. İddialar karşısında itibarını korumak isteyen Gupta ailesi, Bell Pottinger’dan yardım istedi. Ocak 2016’da ajans, Oakbay Yatırım ile aylık 100 bin pound’luk  bir anlaşma imzaladı.

Gupta ailesi ve Zuma arasındaki ilişki medya tarafından daha da yakından izlenmeye ve incelenmeye başlandı. Kasım 2016’da Zuma ve iki bakanının tüm aksi çabalarına rağmen Güney Afrika’nın eski kamu denetçisi Thuli Madonsela tarafından hazırlanan 355 sayfalık “devletin ele geçirilmesi” raporu, Zuma’nın ve Gupta ailesinin Güney Afrika’daki gelir kaynaklarının çok büyük bir kısmına sahip veya hakim olduğunu ve Zuma’nın devletin kaynaklarını kendi çıkarları için kullandığını iddia etti. Bunlara ek olarak rapor, Bell Pottinger’ın “Güney Afrika’yı ırkçılık düzleminde kutuplaştırmaya yönelik nefret dolu ve bölücü” bir kampanyayı hayata geçirerek ülkedeki ırkçı öfkeyi alevlendirmeye çalıştığını ifade ediyordu.

Bu dönemde iddiaları sert bir dille reddeden Bell Pottinger temsilcileri, Nisan 2017’ye kadar Oakbay Yatırım ile olan sözleşmesine devam etti. Fakat Mayıs 2017’de Gupta İmparatorluğu’nun içinden sızdırılan ve “GuptaLeaks” olarak bilinen yüz milyondan fazla e-postanın basında yankı bulması ile Bell Pottinger, ciddi suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Çünkü e-postalar, Gupta ailesinin dikkatleri kendi şirketlerinden ve devletle olan ilişkilerinden uzaklaştırmak için yaptığı bir dizi faaliyeti (gazetecileri hedef gösterme, satın alınmış protestolar, siyasetçilerin “yakalanması”vb) gözler önüne seriyordu. Bu noktada Bell Pottinger’ın ismi, Güney Afrika’da faaliyet gösteren ve bazıları kendi müşterisi olan beyaz iş adamlarını hedef gösterecek sahte Twitter hesapları açmak, dijital botlarla yalan haberler yaymak, grubun Wikipedia sayfasının “düzenlenmesini” önermek gibi faaliyetlerle birlikte anıldı.  Bell Pottinger ülkedeki “tekelci beyaz sermaye” (#whitemonopolycapital) ve “ekonomik apartheid” (#economicapartheid) ile ilgili öfkeyi alevlendirmek adına kampanyalar yürütmekle suçlanıyor.

Özetleyecek olursak, Bell Pottinger’ın yürüttüğü “iletişim faaliyetleri” basının ve kamu denetçilerinin yüksek ses çıkarmasına rağmen Ocak 2016’dan Mayıs 2017’de e-postaların sızdırılmasına kadar sürüyor. “GuptaLeaks” sonucunda Bell Pottinger Nisan ayında Gupta ailesi ile yollarını ayırdı ve Haziran ayında Bell Pottinger CEO’su James Henderson bir özür yayınlayarak sosyal medyada yürütülen “ekonomik özgürlük” kampanyasından etkilenenlerden özür diledi. Firmasının faaliyetlerinden habersiz olduğunu ve Gupta ailesiyle hiçbir ilişkisinin bulunmadığının altını çizen Henderson, tüm sorumluluğu kampanyadan sorumlu olan ekibine yükledi.

Diğer “Tartışmalı” Müşteriler

Bell Pottinger hakkındaki tartışmalar bu kadarla da sınırlı değil. 1987’de kurulan Bell Pottinger’ın ilk müşterilerinden biri Margaret Thatcher. Ajans, Thatcher’ın başbakanlık kampanyasında ve dönemi süresince Thatcher’ın halkla ilişkiler ve reklam faaliyetlerini yürüttü. Daha dikkat çekicisi ise Pinochet Derneği (Pinochet Foundation), Suriye’nin “first lady”si Asma al-Assad, cinayetle suçlandıktan sonra atlet Oscar Pistorius ve ‘Avrupa’nın son diktatörü’ lakaplı Aleksandr Lukaşenko Bell Pottinger’ın iletişimini üstlendiği “tartışmalı” müşterileri arasındaydı. Hatta geçen yıl Bell Pottinger’a ABD adına Irak’ta propaganda videoları hazırlamak için 500 milyon pound ödeme yapıldığı ortaya çıkmıştı.

Bell Pottinger’ın Güney Afrika’da yürüttüğü manipülatif kampanya elbette büyük suç. Cezası da büyük olacak belli ki. Burada benim aklıma başka sorular da geliyor.

GuptaLeaks’e kadar pek çok haber ve raporda Bell Pottinger’ın etik olmayan adımlarından söz edilmesine karşın, ajansın portföyünde kalmaya devam eden diğer kurumlar ile üst düzey çalışanları bugün nasıl hissediyor? Elleri kirli bir kuruma dokunan herkes kirlenmez mi?

 

Esra Şengülen
İDA Yönetim Kurulu Üyesi