İDA’dan sektöre açık mektup

Dünyada en fazla gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede yaşarken, gazetecilik eleştirisi yapmak hiç içimden gelmese de, İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği (İDA) Başkanı olarak son günlerde medyadaki polemikler konusunda susmak da mesleğimize saygısızlık olacaktır. Şunu belirtmeliyim ki, çok sevdiğim gazetecilik mesleğindeki kıdemimin, iletişim danışmanlığımdan fazla olması da bana bu cesareti veriyor. Üstelik her iki meslekte de etik ilkeler konusunda yazıp çizmişliğim var.

İletişim Danışmanlığı, Pazarlama İletişimi’nin bir alt dalı olarak başladığı hayatına artık bütün bir markanın; onun arkasındaki şirketin, kurumun, kişinin iletişiminin yönetimine de talip olan bir yapıya evrildi. İletişim danışmanı olarak yaptığımız işi kabaca tarif edersek; bizler markanın/kurumun/kişinin bütün paydaşları ile iletişimini yönetir, daha önemlisi bunu uzun vadeli ve stratejik bacaklar üzerine oturturuz. Markaların değerini arttırmaları, sürdürülebilir olmaları ve topluma yarar sağlamaları için yol gösterir, danışmanlık yaparız. Bu iş; uzmanlık gerektiren, entelektüel, derinlikli bir sistem içinde yapılır. Bu büyük planlamanın bir parçası olarak, müşterimizin hedef kitlelerine vermek istediği mesajı da o hedef kitlenin kullandığı mecralarda yayınlanması için haber haline getiririz, etkinlikler yaparız, toplantı düzenleriz, doğrudan halka yönelik kampanya yaparız. Dijital dünyanın gelişmesi ile segmente olarak  mikro kamplara bölünen hedef kitleler için İletişim Danışmanlığı ve dijital iletişim öne çıkmaktadır. İletişim danışmanlığı; birebir iletişim ve küçük gruplar üzerinde iletişim kurmak konusundaki uzmanlığı yanında, büyük fotoğrafı görmek ve stratejik bakmak yeteneğine sahiptir.

Gazeteler, 1980’li yıllarda televizyon darbesini yedikten sonra daha iyi içerikle ayakta kalmaya çalıştılar. Ancak haber üretilmesi çok pahalı bir şeydir. Gazetelerin artan maliyetleri, küçülen haber servisleri derken bugünlere geldik. Bugün, dijitalleşen ve haber tekelini gazetelerin elinden alan dijital medya, ekonomik olarak da gazetelere çok zor günler yaşatmaktadır. Reklam pastasında basılı yayınlar internetin gerisine düşmüştür ve bu düşme dünyada da Türkiye’de de devam etmektedir. Şunu da biliyoruz, bilgiyi, gazeteden çok gazetelerin internet sitelerinden ve mobilden alan yeni kuşaklar, reklam da izlemiyorlar, bunun için reklam engelleyici programlar kullanıyorlar. Bu durum da bütün dünyada “İletişim Danışmanlığı”nı her geçen gün daha önemli hale getiriyor.

Bu zorunlu girizgahtan sonra, bir süredir herkesin dilinde olan asıl konumuza gelelim.  İletişimciler; kimleri, neden, ne zaman ve nereye davet eder? İletişimciler, müşterilerinin halka iletmek istediği mesajı taşıyacak gazetecileri, ünlüleri, politikacıları, fikir liderlerini seçerek onlara mesajlarını iletirler. Bu seçimi ise uzmanlıklarına göre, etkinliklerine  göre, bilgilendirmek amacıyla, etkilediği kişilere mesajı taşımaları için seçebilir. Dolayısıyla bir yere davet edilmeyen gazetecinin, “Onu götürdünüz ama beni niye götürmediniz?”  diye sormasını anlamak mümkün değildir.

Teknolojik gelişmeler, iletişimcilerin yıllardır söylediği şeyleri hayatın gerçeği haline getirip görünür hale getirirken, ısrarla görülmek istenmeyen şey;  bizlerin tek işinin basın bülteni yazmak veya küçümsenerek bahsedilen “Gazetecileri geziye götürmek” olmadığıdır.

Bugün binlerce hatta milyonlarca takipçisi olan bir kişinin bazen koskoca gazeteden daha etkili olduğunu görmekteyiz. Ancak bunun tek başına bir markanın iletişimi için kullanılacak bir yol olmadığını, meselenin strateji olduğunu söylemeliyiz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi iletişim giderek karmaşık, çok katmanlı ve zor hale gelmektedir. Bunları anlatmak bir kitap boyutuna ulaşabilir. Üstelik iletişimin katmanlı yapısına fiilen girmiş olan büyük data ve yapay zeka olmadan bu konuları  konuşmak abesle iştigal olmaktadır.

Biz ve dünya  bunları tartışırken, geziye götürülmediği için iletişim danışmanlığı şirketini müşteriye şikayet eden köşe yazarı da çıkıyor, maaşı kadar şarap ısmarlayıp beğenmeyen muhabir de çıkıyor. Tatile gideceğim param yok diye PR şirketini arayan gazeteci de oluyor, evimdeki televizyon bozuldu bana bir televizyon gönderir misiniz diyen de. Test için gönderilen telefonu kaybeden de çıkıyor, dünyanın en iyi lokantasındaki yemeği beğenmeyen de. Tabii bu konuyu tek tek kişiler üzerinden tartışmak çok da anlamlı değil. Her meslekte çürük yumurtalar olabilir.

Bizim gazetecilik yaptığımız dönemde reklam servisinden kimse yazı işlerine giremezken, şimdi ekonomi müdürlerinin elinde, gazeteye haberi girecek veya girmeyecek firmaların adı yazılı defterleri bulunuyor. Reklam servisleri ilan verirseniz haber desteği verebiliriz diye müşterilerimizi ararken, bu tartışmayı yapmanın bir değeri var mı bilmiyorum.

Birkaç yıl önce bu konuya dikkat çekmek ve düzeltmek amacıyla İDA’nın (İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği) öncülüğünde;  İletişim ve Medya İletişimi Yönetiminde Mesleki İlkeler Taahütnamesi hazırlandı. Bu sözleşmeye başta Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olmak üzere,  Bilişim Muhabirleri Derneği, Ekonomi Gazetecileri Derneği, Kurumsal İletişimciler Derneği, Reklam Verenler Derneği, TOBB Medya ve İletişim Meclisi ve Türkiye Halkla İlişkiler Derneği de imza koydu. Biz bu metne imza koyan bütün saygın derneklerin imzalarının arkasında durmasını bekliyoruz.