Ah bu Y kuşağı

Campaign dergisinin İDA’ya ayırdığı köşeye yılın başından bu yana konuk olan üyelerimizin yazılarında dijitalin ve Y kuşağının önemi vurgulanıyor. Ben de buradan devam etmek istiyorum.

Önce sektörel eğitimle ilgili gerçekler: Türkiye’de 58 iletişim fakültesi var; bunların sadece “halkla ilişkiler” bölümlerinde okuyan öğrenci sayısı 8000 ve her yıl 1500’ü diploma alıyor. Eline diplomasını alıp staj ya da iş başvurusu için gelen (Y kuşağı) gençlere iletişimin ABC’si olan swot analizini soruyorum ve neredeyse yarısı “ilk defa duyuyorum” diyor.

Genel gerçekler: İletişimin üç ayağından biri olan geleneksel medya her gün biraz daha itibar kaybediyor; ikinci ayak (müşteri tarafı) ekonomik ve politik belirsizliklerle paralize olmuş durumda. Bizim taraf ise dijital gelişmelere uyum sağlamak, medyayı ayakta tutmaya çalışmak, sanki fabrikadan çıkmış, “cehalette standardize olmuş” iletişim mezunlarını yetiştirmek gibi görevlerle uğraşmak zorunda.

Sonuç: Dijital dünya çok dinamik; akademya dijital entegrasyonun nasıl olması gerektiğine kafa yormuyor; o zaman bizim gibi şirketlere de hem dijitali öğrenmek hem de toplumsal kutuplaşmanın marka iletişimine etkisinden habersiz gençlere gerçek iletişimi ve dijital dünyanın risklerini öğretmek görevi düşüyor. Ya da markaların pazarlama taraflarında pek sevilen sosyal medya ajanslarının krizleriyle uğraşmak…

Galiba bu noktada dijital entegrasyonumuzu tamamlamak için üç temel konuya eğilmemiz gerekiyor;

1. Data işlemeyi; veriyi bilgiye dönüştürmeyi becermek.

2. Stratejik planlama yerine dijital senaryolarla çalışabilmek

3. Dijitalden gelen uyaranlara anlık reflekslerle doğru yanıtları verebilmek

Önümüzde mayınlı bir arazi var. Geçebilenler dijital entegrasyona doğru ilerleyecekler.

Necla Zarakol

İDA Üyesi

Kaynak: CampaignTR