Dijital Dönüşümde Beyaz Liste

Geleneksel mecralara olan sadakatimiz dijitalin güçlenmesiyle şekil değiştirmeye devam ediyor.  Dijitalin göz alıcı ihtişamı ve yükselişi ise onu tüketmek konusunda bizleri adeta ikna ediyor. Dijital entegrasyona ayrılan bütçelerin giderek yükselmesi de bu durumu kanıtlar nitelikte. Diğer taraftan tüketim ekonomisinin sosyolojik tahlilleri de aynı doğrultuda dönüşmüş durumda. Çünkü, dijital mecraların satın alma davranışlarımızda ki etkisi gün geçtikçe artış gösteriyor.

Dijitalden etkilenme gücünün nicel yansımalarının raporlarla kanıtlanması, bu dönüşümün pazarlama stratejilerine de hızla etki etmesine neden oluyor. Bunun en çarpıcı örnekleri ise yeni açılan departmanlar, değişen marka stratejileri ve dijital iletişim çalışmalarına ayrılan bütçeler olarak göze çarpıyor.

Bana göre, pazarlama stratejilerinin içinde yükselen bir yıldız olarak konumlanan “Influencer Marketing”i özel olarak ele almak gerekiyor. Doğru ve çarpıcı kullanımlarıyla “Influencer Marketing” stratejisi, markaların hanelerini puanlarla doldurmaya devam ediyor. Trendlerin öncüsü konumundaki etkileyiciler, hedef kitleleri ikna etmek için onların bir ‘click’ uzağına konumlanıyor. Başarılı örneklerin sayısı artıkça iletişim çalışmalarında kullanılan etkileyicilerin sayısı da aynı doğrultuda yükseliyor. Son dönemde fenomen ve etkileyicilerin sebep olduğu krizlerin artışı dahi, bu pazarlama stratejisinin yükselişini durduramıyor.

Krizleri durdurmak üzere sunulan çözüm ise, markalar açısından kriz yaratma riski taşıyan etkileyicilerin devre dışı bırakıldığı “beyaz liste” sistemi olarak dikkat çekiyor. Ancak bu durum, “topluma karşı belirli sorumlulukları olan, marka itibarını zedelemeyecek isimlerden oluşan ‘beyaz liste’ gerçekten bir çözüm mü?” sorusunu gündeme getiriyor. Yurt içi ve yurt dışında “ırkçı influencer” ve “bedavacı fenomen” başlıklarıyla ortaya çıkan haberlere ne sebep olmuş olabilir?

Bana göre bu sorularının yanıtının marka, ajans ve etkileyiciler üçgeninde aranması gerekiyor. İçerik üreticilerinin amaçları dışına çıkarak kendilerine sunulan imkanları suiistimal etmesi, doğru etkileyici-doğru marka uyumunun sağlanamamasından kaynaklanıyor. Krizleri önlemek için tampon görevi gören “beyaz liste” sistemi aynı zamanda doğru içerik üretimi konusunda da destekleyici olarak konumlanabileceğini unutmamak gerekiyor. Tüm bu dinamiklerle ajanslar tarafından markaya sunulan ve doğru etkileyicileri kapsayan “beyaz liste” sisteminin daha etkili içerikler yaratılmasına ve bu sayede dijital pazarlama stratejilerinden daha verimli sonuçlar elde edilebileceğine inanıyorum.

 

Adnan Adil (24)

Genç İDA Üyesi

 

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Mart 2018 sayısında yayımlanmıştır.