Odadaki Pembe Fil

Küresel teknoloji devlerinin tartışmalı iş uygulamalarından kaynaklanan itibar sorunları, kurucu hissedarlarına 500 milyar dolara yakın para kaybettirdi. Ülkenin en büyük medya grubunun satış süreci başladı, en eski halkla ilişkiler şirketi ise, en hafif tabirle ‘görülmedik’ bir uygulama ile kepenklerini kapattı. Futboldan yelkene, köklü spor kulüplerinin başkanlık seçimlerinde kutuplaşmalar, sert tartışmalar, hatta dava süreçleri yaşanıyor. Ülkeler arası ilişkiler ve dengeler, her gün yeniden şekilleniyor. Belirsizliğin en belirgin gündem maddesi, beklenmediğin en büyük beklenti haline geldiği bir dünyada ve zamanda yaşıyoruz. Bu farklı dünyada, yaptığımız her şeyi farklı yapmak gerekiyor, odadaki pembe fil bu.

İtibar, beğeni ve pazar payı değişmez hedefler. Ancak, dünya ve buna bağlı olarak kurumların değer üretim anlayışı değişirken, iletişimde de yeni stratejik öncelikler önce çıkıyor. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz;

  • İşle ilgili bir alanda, fikir önderliği sergilemek,
  • İletişimin bütününü, kurumun misyonu, vizyonu, stratejisi ve önemlilik kriterlerinden yola çıkan, tüm fonksiyonları ve eko-sistemi kapsayan, entegre bir bakış açısı ve kapsayıcı bir dille kurgulamak,
  • Farklı iletişim disiplinlerini ve platformlarını birlikte kullanıp etkiyi sinerjiyle artırmak,
  • Dijital, Sürdürülebilirlik, İnovasyon gibi günün moda kavramlarını, somut örnekler ve bağlayıcı bir içerikle sahiplenebilmek,
  • Sürekli değişen gündemin sunduğu anlık iletişim fırsatlarını, adil, sorumlu, tutarlı davranış algısını zedelemeden değerlendirebilmek,
  • Günümüzde krizlerin, her an, her şeyden kaynaklanabileceğini öngörüp, kriz yönetimi kaslarını gerçek anlamda güçlendirmek,
  • Regülasyon oluşumlarında karar vericilere sesini duyurabilmek,
  • Değişen dünyada iş sürdürülebilirliği için gerekli kurum kültürünü oluşturup, yaşatabilmek.

Odadaki pembe fili görmezden gelmek elbet bir seçenektir, ancak günün gösterdiği, ‘zaten yapıyorum’ yanılgısının ağır bir bedeli olduğudur.

Ali Akkın

İDA Üyesi

*Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2018 sayısında yayımlandı.