IMAGE’IN İMAJI VE GELECEK

Geçtiğimiz günlerde mali sıkıntılar gerekçe gösterilerek kapanan Image PR’ı bu noktaya taşıyan gelişmelerden sektörün nasıl etkileneceği merak konusu. Bu gelişmenin sektöre yapacağı etkilerle birlikte ideal durumda olması gereken rekabet koşullarına dair fikirlerini almak üzere İDA Başkanı Ergun Gümrah’ın ve TÜHİD Başkanı Gonca Karakaş’ın kapısını çaldık. Aldığımız yanıtlar, olayın kaynağı olarak her sektörün yaşayabileceği türden nedenleri işaret ederken, iletişim sektöründeki rekabet koşullarının da sorgulanması gerektiğine dair güçlü sinyaller veriyor.

1987 yılından bu yana faaliyet gösteren, Betûl Mardin ve Canan Noyan’ın kurucu ortakları arasında yer aldığı Image PR ve Strateji Tanıtım’ın geçtiğimiz günlerde kapanma kararı alması tüm sektörün malumu. Kapanma kararı ajansın halihazırdaki sahibi Canan Noyan tarafından tüm çalışanlara tebliğ edilirken kararı gerek yöneticiler gerekse de çalışanlar tarafından yapılan bir dizi açıklama takip etti. İddialara göre şirket faaliyetlerinin sonlandırılmasının ardından çalışanlar kendilerine hiçbir ödeme yapılmadan binadan çıkarılmış, hatta çalışanların alacaklarının ve tazminatlarının ödenmemesi kararlaştırılmıştı. Yaşananların “tamamen yönetim kurulu başkanının kasıtlı ve kötü niyetli hata ve yanlışlarından kaynaklandığını” ileri süren eski çalışanların, Image Halkla İlişkiler ve Strateji Tanıtım’ın tek imza yetkisine sahip olan, her iki şirketin yönetim kurulu başkanı Canan Noyan’ın kasıtlı ve kötü niyetli olarak müşterileri feshe yönlendirdiği” yönündeki açıklamalarına karşı Canan Noyan, kapanma kararının imkânsızlıklar nedeniyle mecburi olarak alındığını vurgulamıştı.

20 kişinin işinden olmasına neden olan bu olayın iletişim sektörü üzerindeki hissedilen ve olası etkilerini TÜHİD Yönetim Kurulu Başkanı Gonca Karakaş ve İDA Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Gümrah’a sorduk.

İDA Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Gümrah: ‘Sembolik Bir Anlamı Yok’

İletişim sektörünü, Türkiye gerçeklerinin dışında bir yerde tartışabilmek mümkün değil. Hepimizin malumu; biz hâlâ Batı tipi kapitalist bir sistemi kuramadık. Ancak iletişim danışmanlığı disiplini tam da böyle bir sistem içinde serpilip büyüyebiliyor. Yani bütün değerlendirmelerimizi bu dar çerçevenin içinde yapıyoruz. Bugün Türkiye’de danışmanlık alan ve ajanslarla çalışan şirketlerin bir bölümü, hâlâ pazarlama bütçelerinin en küçük dilimini iletişim danışmanlığı firmalarına ödeyebileceklerini düşünüyorlar. Üstelik araya giren satın alma departmanları bu fiyatları daha da düşürmek için uğraşırken sektörün haksız ve acımasız rekabetini de kullanmaya çalışıyor. Bu durum bütün sistemi, ilerleyen satırlarda ifade etmeye çalışacağım bir sarmala sokarak herkes için kaliteyi ve verimliliği aşağıya çekme ve sürdürülebilirliği zorlaştırma riski taşıyor. Keseri kendimize de vuracağım ama şunu söylemeden geçemeyeceğim; ucuza iş yaptırmak isteyen şirketler öncelikle kendi ayaklarına sıkıyorlar.

Ucuz işi alan ajansların önünde birkaç seçenek bulunuyor. Ucuz/düşük nitelikli insan çalıştırmak ki bunun sonucu, mutsuz müşteri demek. Pahalı adam çalıştırıp çok müşteri vermek, bunun sonucu da mutsuz müşteri, mutsuz çalışan ve sık şirket değiştirmek demek. İşin doğrusu -hepimizin bildiği gibi, nitelikli işgücü ve her müşteriye yeteri kadar çalışan/saat ayırmak. Tabii ki bunun da belirli bir bedeli var. Pek çok şirket bu bedeli ödemek istemiyor. Neyse ki ülkemizde dünya standardında hizmet veren, bunun karşılığında adaletli bir danışmanlık bedeli kazanan ajanslar var ve sayıları her geçen gün artıyor.

İDA Yönetim Kurulu Başkanı Ergun Gümrah: ‘Gençleri Teşvik Ediyoruz’

İDA (İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği) üyesi şirketler, her iki yılda bir ICCO tarafından geliştirilen CMS (Communications Management System) ile denetleniyorlar. Bu şartları yerine getiren şirketlerin hizmetlerinde bir standart olduğunu söyleyebiliriz. Ancak gelecekle ilgili çok daha temel bir sorun var. İletişim uzmanlığı giderek daha güçlü bir altyapı ve vizyon gerektiriyor. Oysa iletişim fakültelerinin uzun bir süredir çok da popüler fakülteler olmadığını biliyoruz. Bu noktada iki adım atıyoruz: İletişim fakültelerinin müfredatıyla ilgili görüş ve öneri bildirmek, müfredat hazırlık süreçlerine dahil olmak ve iletişim fakültesi öğrencilerini eğitimleri sırasında sektörle yakınlaştırmak.

Gençleri iletişim danışmanlığı konusunda bilgilendirmek ve onları teşvik etmek amacıyla Bahçeşehir Üniversitesi ile liselerde başlayacak bir çalışmanın ilk adımlarını attık. Buna pek çok üniversitenin destek vereceğini görüyoruz. Ayrıca Genç İDA; okullara giderek İDA’yı, mesleği ve iyi örnekleri anlatıyor. Bahçeşehir Üniversitesi ile çok önemli başka bir adım daha atarak büyük bir araştırmayla sektörün fotoğrafını çekiyoruz. BAU buna ilave olarak dünyanın en iyi iletişim müfredatlarını topladı. Bütün üniversiteleri bir araya toplayarak yapacağımız çalıştay ile Türkiye’nin iletişim müfredatını güncellemek ve geleceğe hazırlamak için de çaba gösteriyoruz.

Son olarak IMAGE’ın kapanması hakkında çok üzgün olduğumu söylemek isterim. Sektörümüzün tarihi en eskiye dayanan markalarının ve sektörümüze uzun yıllar emek veren kişilerin sektörde devamlılığının hepimizin değeri olduğunu düşünüyorum. Ancak altını çizmek isterim ki IMAGE’ın kapanması Türkiye’de her sektörün yaşayabileceği bir dizi soruna bağlıdır. Sektörümüz açısından sembolik bir anlam taşımamaktadır. Geleceği okuyabilen, kendini geliştirebilen ve halihazırda mikro iletişimi iyi bilen iletişimcilerin önünde büyük bir fırsat bulunmaktadır.

TÜHİD Yönetim Kurulu Başkanı Gonca Karakaş ‘Standartlar Üzerinden Rekabet’

Tüm sektörlerde olduğu gibi bizim sektörümüzde de bazı oyuncuların faaliyetlerini sürdürememeleri gibi olumsuzluklar maalesef yaşanıyor. Sektörümüzün deneyimli şirketlerinden IMAGE PR’ın bu süreçte kapanması hepimizi derinden üzdü. IMAGE PR’ı kapanma sürecine götüren sorunların neler olduğunu ayrıntılı bir şekilde bilmemekle birlikte, kamuoyuna yansıyanlar üzerinden baktığımızda sektör olarak yaşanan olumsuzluklardan ders çıkarmamız gerektiği kanaatindeyim. Öncelikli olarak gelir gider dengesinin sağlıklı oluşturulması, özkaynak-kredi ilişkisinin doğru yapılandırılması ve nakit akışı yönetiminin son derece dikkatli ve titiz bir şekilde gerçekleştirildiği, kısaca bilançonun sağlıklı bir şekilde yönetildiği bir şirket yapılanmasına önem verilmesi gerekiyor. Ayrıca bu süreçte yaşananlar, sektörün; kurumsallaşma, yönetimde şeffaflık ve çalışanlarla ilişkilerin sürdürülebilir bir anlayışla kurgulanması noktasında da önemli uyaranlar içeriyor. Bu anlamda sektör olarak gerek sağlıklı bilanço yönetimi gerekse kurumsallaşma konusuna daha fazla eğilmemiz gerektiği inancındayım.

Öncelikle Uluslararası İletişim Danışmanlığı Birliği (ICCO) tarafından oluşturulan; şeffaflıktan, endüstrinin itibarına, çalışanlara ve müşterilerle kurulacak ilişkilerin yapısına kadar bir dizi etik ilkeyi ortaya koyan ve Helsinki Deklarasyonu’nun sektörümüz açısından yol gösterici olduğu kanaatindeyim. 10 maddeden oluşan ve iletişim sektöründe standartlarını da belirleyen Helsinki Deklarasyonu’nun benimsenmesinin sektörümüzün kurumsallaşmasına, etik davranışlarının güçlenmesine çok önemli katkıları olacağını düşünüyorum. Tabii standartlar oluşturmak kadar bu standartların uygulanması da çok önemli. Bu noktada tüm sektörün hizmet kalitesini artıracak standartlarla hareket etmesi ve rekabetin de bu standartlar üzerinden yapılması lazım. Bugün iletişim sektöründe rekabetin hizmet bedelleri üzerinden yapılıyor olması sektörün en temel sorunu olarak görünüyor. Oysa rekabetin hizmet bedelleri üzerinden değil, etkin danışmanlık kalitesi ve standartların yukarı çekilmesi ile yapılması lazım.

Tabii standartları yükseltmek ve uygulanırlığını sağlamak için halkla ilişkiler sektörünün yanı sıra iletişim danışmanlığı alan tüm şirketlere de görevler düşüyor. Bugün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bazı şirketler, hizmet alacakları üçüncü partileri belirlerken çok daha fazla özen gösteriyor ve derinlemesine araştırma yapıyorlar. Bu şirketler halkla ilişkiler şirketinin; hizmet verecek ekip üyeleri ve vasıfları, danışmanlık hizmetinin standartları, deneyimi ve referanslarına bakmanın yanında bilanço yapılarından, çalışanlara ve kamuya olan mali yükümlülüklerini düzenli olarak yerine getirip getirmediğini inceleyip karar veriyorlar. Bu anlayışın yaygınlaşması sektörün kurumsallaşmasına Önemli katkı sağlayacaktır.

*MediaCat Dergisi Mayıs 2018 sayısında yayınlanmıştır.