Markaların ve iletişimcilerin ‘Greta Thunberg’ sınavı

Adı Greta Thunberg.  Bugünlerde 17 yaşına girdi.  İsveçli bir opera sanatçısı anne ile aktör bir babanın kızı. Hepimiz onu BM İklim Zirvesi’nde dünya liderlerinin gözünün içine baka baka kurduğu cümleler ile tanıdık; “Sadece paradan bahsediyorsunuz, bu ne cüret?”

BM İklim Zirvesi için Londra’dan New York’a sıfır karbondioksit salınımlı yelkenliyle Atlantik Okyanusu’nu geçerek gelen Greta, Z Kuşağı’nın bir temsilcisi. Hepimiz artık kendimizi gerektiğinde yüzümüze karşı hissettiklerini açık açık söyleyebilen, kararlarını ve tercihlerini daha keskin davranışlar ile sergileyen bir kuşağa anlatmak zorundayız. Ve Bloomberg’e göre artık dünya nüfusunun üçte biri Z Kuşağı.

Cone Communications’ın araştırmasına göre Y Kuşağı’nın yüzde 87’si, Z Kuşağı’nın ise neredeyse tamamına yakını, yüzde 94’ü şirketlerin toplumsal ve çevresel sorunlara çözüm üretmesini bekliyor. Z Kuşağı tüketirken de çalışırken de şirket ve markaları bu gözle değerlendiriyor. Öyle ki, Z Kuşağı çalışacağı şirketi seçerken, toplumsal ve çevresel sorunlara duyarlı olduğunu düşündüğü şirketlerde daha düşük ücretle çalışmaya razı.

Y Kuşağı’ndan biraz daha farklı olarak mobil cihazlar ve internetin değiştirdiği ilişkinin, ekonominin ve sosyal çevrenin içine doğan Z Kuşağı’na; kendimizi anlatmak, sevdirmek, bizi tercih etmelerini sağlamak için ‘gerçek’ toplumsal fayda üreten projeleri hayata geçirmeliyiz. Markalar da biz iletişimciler de artık kulağa hoş gelen ama gerçek toplumsal ve çevresel sorunlara dokunmayan, toplumsal fayda projesi gibi konumlandırılan sürdürülebilirlik yaklaşımları ile Z Kuşağı’nı inandıramayız.

Hepimizin samimi, gerçek sorunlara fayda sağlayan, biz elimizi çeksek bile kendi hayatını sürdürebilecek ve sosyal inovasyon içeren toplumsal fayda projeleri ile yeni iletişim yöntemleri ve kanallarına ihtiyacımız var. Yoksa Gretaları ikna etmemiz hiç kolay olmayacak.

 

Mustafa Kutlay

İDA Üyesi

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 96. sayısında yayımlanmıştır.