Çok mesaj var ama alan yok

Bekir Ağırdır’ın son kitabı Hikâyesini Arayan Gelecek’te bahsettiği bir araştırmaya göre Türkiye, insanların birbirine en az güven duyduğu ülkelerden biri. “‘Başkalarına güvenir misiniz?’ sorusuna vatandaşların yüzde 90’ı olumsuz yanıt veriyor. Bu oranla Türkiye, 120 ülkeyi kapsayan örneklem arasında, güven duygusunun en zayıf olduğu 7. ülke.” Güvensizliğin bu denli egemen olduğu bir toplumda markalara olan yaklaşımı da öngörmek zor olmasa gerek.

Bu güvensizlik ortamında, markalar mesajlarını iletmenin yeni yollarını arıyor. Zira pandemiyle birlikte #EvdeKal odaklı yeni yaşam biçiminin de etkisiyle kitleler, maruz kaldığı mesajları artık daha titiz seçiyor, hatta bazı mesajları “evin dışında” bırakıyor. Çünkü araştırmalar, bir tüketicinin günde ortalama 3 bin ila 20 bin mesaja maruz kaldığını söylüyor. “Hayat eve sığıyor” belki ama bu kadar çok mesaj bir zihne sığmıyor.

Günde 8 saat uyuyan, yani günde 57 bin 600 saniyesini uyanık geçiren birinin -minimum değerle- 3 bin mesaj aldığını düşünelim. Bu, o kişinin 19,20 saniyede 1 mesaja maruz kaldığını gösteriyor. Prof. Dr. Sinan Canan, insan beynine saniyede 11 milyon bit veri aktığını, ancak gelen verinin 40 bitlik kısmını işleyebildiğimizi söylüyor. Şu çok net; binlerce mesaj hedefine varamadan kendi kendine yok oluyor. Ulaştığını sandığımız mesajlar güvensizlikten ve karmaşadan zihinde yerleşmiyor. Yaptığımız işlerin sadece belli bir bölümü bunu başarabiliyor.

Sorunu tanımlamak zor değil. Fakat çözüm de kolay değil. Yeni yöntemler geliştirecek, yeni kanallar bulacak, mesajı ulaştırmanın taktiklerini değiştireceğiz. Kahin değilim. Bize bunu pandemi gösterdi. Hızla neleri değiştirebildiğimizi, nelere adapte olabildiğimizi… Zaten dünya tarihindeki tüm sistemler hep bir ihtiyaç karşısında değişmedi mi?

“Hayat” tüm öğreticiliğiyle yine başrolde…

Nedim Özkan

İDA Üyesi İz İletişim Ajans Başkanı

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 105. sayısında yayımlanmıştır.