>

Devir, Davası Olan Markaların Devri!

Hikâyeler insanoğlunu etkileyen en önemli iletişim yöntemlerinden biri. Etkisi ve toplumda karşılık bulması ise hikâyelerin içeriği ile doğru orantılı… İnsanlar hikâyeleri paylaşmayı sever, anlatır ve hikâyenin içerisinde kendisinden mutlaka bir parça bulur. Kahramanlar da hikâyeleri ile toplumda var olur, peki bu durum markalar için de geçerli mi?

Konu marka ve pazarlamaya gelince çok karışık bir pazarlama sarmalının içerisinde buluyoruz kendimizi. Verilecek mesajdan çok nerelerde göstereceğimize, kaç birim ayıracağımıza, hangi ünlüyü ya da influencer’ı kullanacağımıza odaklanıyoruz. Bu sarmalın içinde sadeleşmeyi ve basit düşünmeyi unutuyoruz. Aslında konu çok basit. İletişimde kitleniz insanlar olduğu sürece hikâyelerin gücü bitmeyecek. Çünkü insanlar bir markayı tercih ederken sadece ürünün ya da hizmetin kalitesine odaklanmıyor, toplumsal faydasını da sorguluyor. Rakiplerinden bu noktada ayrışan bir söylemi ve davası olan markalar tüketicide tercih sebebi oluyor.

Çünkü insanlar sadece bir marka satın almıyor, o marka ile birlikte kendisini yansıtacak bir hikâye de satın alıyorlar. Markaların bu dönemde yapacakları iletişim çalışmalarında PR’ın bulunduğu alan ise son derece önem arz ediyor.

Bu noktadan hareketle davası olan markaları yaratırken kurulacak hikâyenin içeriğini de mutlaka markanın bulunduğu sektör özelinde kurgulamalıyız. İşin sırrı hem markanın prestijine yarayacak hem de satışlarını doğru orantıda artıracak hikâyeleri ortaya çıkarmak. Fayda sağlayan bir dava yaratımı markanın hem itibarını hem de satışlarını artıracak bir sistem oluşturuyor.

Kısacası yazının en başına dönersek, kahramanları da markaları da hikâyeleri yaşatıyor…

Dilan Baransel

İDA Üyesi

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 116. sayısında yayımlanmıştır.