Hakikatin kaç canı kalmıştır?

Yalan haberlerin retweet edilme olasılığı doğru haberlere göre yüzde 70 daha yüksek. Bir yalan haberin 1500 kişiye erişim hızı, doğru haberin aynı sayıda kişiye erişiminden 6 kat daha yüksek

MIT’den üç öğrencinin 2018 yılında Twitter üzerinde yaptığı araştırma, sosyal medyada yalan haberlerin doğru haberlere göre çok daha hızlı yayıldığını ispatlamıştı. Araştırmaya göre yalan haberlerin retweet edilme olasılığı doğru haberlere göre yüzde 70 daha yüksek. Bir yalan haberin 1500 kişiye erişim hızı, doğru haberin aynı sayıda kişiye erişiminden 6 kat daha yüksek. 27 Eylül 2020 gecesi yaşanan bir örnek de bu araştırmayı doğrular nitelikte gözlerimizin önünde yaşandı.

Olayların fitili bir tweet ile ateşlendi. Semih Mahcupadis isimli bir twitter kullanıcısı, Yetvart Danzikyan’ın tweet’ine yanıt verdi. O andan sonra da olanlar oldu.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan, Ermeni Patrikhanesi’nin bulunduğu Kumkapı sokaklarında Azerbaycan bayrakları donatılmış konvoylarla yapılan geçide istinaden “Emin olduğum bir şey varsa o da şu: Yarın sabah İstanbullu Ermeniler dükkanlarını açmaya giderken ayakları geri geri gidecek” yazarak 27 Eylül saat 23.31’de “tweetledi”. Çünkü Azerbaycan-Ermenistan sınırında yaşanan çatışmaları, İstanbul’daki Ermeni vatandaşlarla ilişkilendirerek saldırganlaşma riskine dikkat çekiyordu. Söz konusu tweet’e yanıt ise Semih Mahcupadis isimli bir kullanıcıdan geldi: “İstanbullu Ermeniyim ve dükkanımın üstünde ülkü ocakları var. 25 senedir bir kere sıkıntı yaşamadım. Hadi başka duyara abicim hadi”.

Semih Mahcupadis bu tweet’ten sonra adeta bir sosyal medya fenomenine dönüştü. Attığı tweet, üzerinden 12 saat geçmeden 35 binden fazla beğeni, 4 bine yakın da retweet aldı, yani tekrar paylaşıldı. Twitter ortamında bir “kardeşlik rüzgârı” esmeye, on binlerce kullanıcı Türkiye’de Ermenilerin sorunsuz yaşadığına dair fikirlerini bu örnekle güçlendirmeye başladı.

Sosyal medya kullanıcılarının, takip ettikleri kişileri kendi fikir ve görüşlerini güçlendirmek hedefiyle tercih ettiklerini biliyoruz. Bu köşede detaylıca daha önce de paylaştım. Kendisi gibi düşünenlerin yorumlarını beğenme, bir grup hissi yaşama ve o gruba aidiyetini güçlendirme hedefi taşıdıkları da bir gerçek. “Yankı odaları” kavramı da zaten bu gerçekten yola çıkarak ortaya atılmıştı. Semih Mahcupadis’in paylaşımı da Ermenilerin bu topraklarda endişelenmediğini düşünenler için sosyal medya hesaplarında “yankılanmaya” başladı.

Ancak on binlerce kez beğenilen, binlerce kez yeniden paylaşılan tweet’i kimin yazdığını merak eden pek olmamış ki Semih Mahcupadis’in aslında bir troll hesap olduğu sonradan anlaşıldı. Şu anda hâlâ açık olan hesabın kullanıcısı, kendisini profilinde “Akademisyen / Boğaziçi Sosyoloji / PhDc, Political Science Copenhagen Business School / Fenerbahçe Kongre Üyesi” olarak tanımlıyor ve Danimarka’da yaşadığını belirtiyordu. İlgili tweet’ten önce ve sonra paylaştığı tutarsız pek çok içeriğiyle de kendini aslında açık ediyordu. (Akademisyen olduğu kısmı gerçekse, belki de “sosyal medyada insan davranışları” üzerine bir konuda araştırma yapıyor olabilir. Öyleyse merakla makalesini bekleyeceğim.)

Sıradan bir sosyal medya kullanıcısı, günde 100 metreden daha fazla kaydırıp takip ettiği hesaplarında her bir paylaşımın sahibini analiz edemez. Gördüğü bir içeriği ya beğenip geçer ya da çok şüphelense bile tepki göstermeden geçip gider. Fikren katılmadıklarına yanıt yazmak, kaynağı doğrulamaya çalışmak, fikrî takip yapmak gibi hassasiyetler için hem zaman hem de kaynak ayırmak gerektiği kesin. Dolayısıyla ortalama bir kullanıcıdan aslen maruz kaldığı içeriklerle ilgili her zaman şüpheci olması beklenir. Yalan haberin yayılmasını engellemeyi mecraların kendisine bırakamayacağımız için kullanıcılar olarak yapabileceğimiz en doğru şey -eskilerin deyimiyle- “mülahazat hanesini açık bırakmak” olabilir.

Buraya kadar yaşananlarda beklemediğimiz bir şey olmadı. Zaten orası “sanal dünya”, zaten orada bolca “yalan haber” var, trollerden hepimiz haberdarız da peki gazeteci kimliği taşıyanlara ne demeli?

Semih Mahcupadis isimli kullanıcının attığı tweet, ertesi gün Aydınlık Gazetesi’nin manşetten verdiği haberin içinde aynen aktardığım şu ifadelerle yer buldu:

“Agos Gazetesi’nin bugünkü genel yayın yönetmeni Yetvart Danzikyan kışkırtma girişimine Ermeni kökenli vatandaştan yanıt geldi. (…) Danzikyan’a bir tepki de Ermeni kökenli Semih Mahcupadis isimli kullanıcıdan geldi. 25 yıldır sıkıntı yaşamadığını belirten Mahcupadis, “İstanbullu Ermeniyim ve dükkanımın üstünde ülkü ocakları var. 25 senedir bir kere sıkıntı yaşamadım. Hadi başka duyara abicim hadi” diye yazdı.”

Etik haberciliğe ihtiyacımız her geçen gün daha da artıyor. Sosyal medyada troller tarafından bilerek ya da sıradan kullanıcılar tarafından bilmeyerek yayılan “yalan haberlerle” mücadelemizde temel ihtiyaçlarımızdan biri de gerçek habercilik. Sosyal medya paylaşımlarından “haber” devşirmenin, vatandaşın kendi mecralarında yaptığı paylaşımlarla aynı dilde yayıncılık yapmanın sonu bir an önce gelse iyi olacak. Sataşmacı bir dille ana haber bültenini bir kesimin gazını alan yorumculuğa dönüştüren sözde gazeteciliğin acilen bitmesi gerekiyor. Bizim için konunun kaynağını doğrulayacak, bizim adımıza fikrî takibi yapacak, bize 5N1K ile sunacak habercilere ihtiyacımız büyük. Habercilerin üretmediği her içeriği sosyal medya trolleri doldurmaya çalışıyor. Bu da bizi her gün defalarca başka “hakikatin ölümü*”ne götürüyor. Sahi hakikatin kaç canı kalmıştır?

*Hakikatin Ölümü kalıbı, Michiko Kakutani tarafından 2018 yılında yazılan “Hakikatin Ölümü – Trump Çağında Yalancılık Sanatı” isimli kitaba atıftır.

Kaynak: https://t24.com.tr/yazarlar/esra-sengulen-unsur/hakikatin-kac-cani-kalmistir,28293