Hipermetrobik hassasiyetler

Uzaktakini iyi görebilmek ama yakınındakine hep söyleyecek bir “ama”sı olmak samimiyetin katili. Oysa insan ya adildir ya da değildir

Amerika’da yaşanan ırkçılık karşıtı protestoları kilometrelerce öteden izliyoruz. Medyada protestolar ve protestocular hakkında detaylı bilgiler paylaşılıyor. NBA’deki boykottan, hatta LeBron James’in o meşhur sert tweet’inden pek çoğumuzun haberi var. Bu sırada hayatını kaybedenler hakkında da geniş çaplı bilgiler yer alıyor. Onlar için üzülüyor, hatta buram buram ırkçılık kokan tüm eylemleri -haklı olarak- lanetliyoruz.

Geçtiğimiz Mayıs’ta George Floyd’un vahşice öldürülmesinin ardından Türkiye’de de bazı önemli paylaşımlar oldu. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş İngilizce hesaplarından Floyd’un fotoğrafıyla birlikte ırkçılık karşıtı tweet’ler yayınladı. Mayıs ve Haziran aylarında #Blacklivesmatter ya da Amerika’daki müzik piyasasının başlattığı #Blackouttuesday etiketiyle çokça paylaşıma da tanık olduk. Sosyal medya diliyle konuşacak olursak epey de “etkileşim” almış olmalılar. Kilometrelerce uzaktaki ırkçılık eylemine böylesine hassasiyet göstermek büyük erdem. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeden, hiç tanımadığı birinin ölümüne üzülmek, sırf renginden ötürü bir insanın eziyet görmesine içlenmek ne insanca bir duygu. Çünkü ırkçılık tartışmasız suçtur.

Uzun zamandır Amerika’da da “ırkçılık iyidir”, “beyazlar siyahlardan üstündür” gibi mesajlarla iletişim yapan bir markaya tanık olmuyoruz. Tam tersine ırkçı söylemleri olan markalar da marka temsilcileri de ciddi protestolarla karşılaşıyorlar. Hatta ırkçılık karşıtı eylemleri olan markalar alkışlanıyor, pazar payları büyüyor, destekleniyor. 2000 yılında Tommy Hilfiger’ın Oprah Winfrey’in “talk show”una katılıp “Afrika kökenli Amerikalıların, İspanyolların ve Asyalıların kıyafetlerimi alacaklarını bilseydim, onları çok güzel yapmazdım. Keşke bu insanlar kıyafetlerimi almasalardı; üst sınıf beyazlar için yapılmışlardı” dediği ve Winfrey’in de kendisini programdan kovduğu iddiaları yayılmıştı. İddialar Türkiye’ye de ulaşmış, Tommy Hilfiger sevenler arasında epey konuşulmuştu. Aslında bu bir yalan haberdi. Tarafların ikisi de iddiaları yüksek sesle yalanladı; üstelik Hilfiger Winfrey’e hiçbir zaman konuk olmamıştı. Pek çok benzer örnekle karşılaştığımız gibi, olayın devamını sorgulamayan, gerçek olup olmadığıyla hiç ilgilenmeyenler tarafında bu iddialar gerçekmiş gibi yer etmiş bile olabilir. Bütün dünyaya satış yapan bir marka için bu büyük risk, o dönem ne kadar zarar verdi bilemiyoruz ama ciddi risk olduğu kesin.

Maçlar öncesinde yayınlanan Amerikan ulusal marşını, ülkesindeki ırkçılık nedeniyle diz çökerek protesto eden Colin Kaepernick’i reklam yüzü yapan Nike’ın ırkçılık karşıtı tutumunu biliyoruz. Son dönemdeki olaylar sırasında da yine görünür tavır takınan Nike’in sosyal medya hesabından paylaştığı ilgili tweet’in Adidas kurumsal hesabından “retweet” edilmesi ırkçılık karşıtı dayanışmaya güzel örneklerdi. Özellikle de müşterilerinin ciddi kısmının Afro-Amerikalılar olduğunu bilerek söyleyebiliriz ki Nike ve Adidas tüketicilerinin yanında durmayı başardı.

Dünyanın başka bir yerinden Amerika’ya bakınca, siyahilere karşı yapılan tüm ırkçı eylemleri kınamakta sorun görmüyoruz. Örneğin Türkiye’de hiç kimsenin siyahilerin haklarının altını çizdiği için Nike ya da Adidas markalı ürünleri almaktan vazgeçeceğini düşünmüyoruz. Ancak benzer olaylar kendisine yaklaştıkça bazı insanların tutumları değişebiliyor çünkü toplumsal olaylara gelince insanların çoğu hipermetrop. Nike’ın Colin Kaepernick ile başlattığı kampanyaya karşı Amerika’da ciddi bir protesto dönemi geçti. Başlangıçta Nike hisselerinde küçük de olsa düşüşe bile neden olan #JustBurnIt (#YakOnu) eylemleri sırasında bir grup Amerikalı Nike markalı ayakkabı ve çoraplarını yaktı. (Marka protesto eylemleri dünyanın her yerinde benzer mantık dışılığı temsil ediyor ne yazık ki.) Şimdi NBA’de yaşanan boykota karşı Başkan Trump’ın yorumları da gayet sert. Oyuncular ve yöneticiler kamuoyu önünde tehdit ediliyorlar.

Irkçılığın suç olduğuna bu kadar eminken, #JustBurnIt eylemini de Trump’ın negatif çıkışlarını da paralel olarak yersiz buluyoruz değil mi? Hatta sevdiğimiz küresel markaların bu konuda net tavır takınmasını, yüksek sesle ırkçılığa karşı olduğunu açıklamasını istiyoruz. Aksiyonlarını takdir ediyoruz. Peki ya konular bize yaklaşmaya başlarsa?

Samimiyetle itiraf edelim; kendi topraklarımızda da Amerika’dakinden farklı bir yapıda da olsa ırkçılık örneklerine ne yazık ki tanığız. Ayrımcılık ve türlü nefret suçları günlük yaşamımızın bir katmanında karşımıza çıkıveriyor. Din, dil, ırk, cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik sınıf ayrımcılıkları hiç ummadığımız yerlerde hem de son derece yoğun şekilde yaşıyor, yaşanıyor. Aleviler, kürtler, kadınlar, çocuklar, şiveliler, yoksullar… Muzdarip olduğumuz hipermetrobi, aynı sorunun yanıbaşımızda olduğunu görmemize engel oluyor.

İki örnek üzerinden düşünelim: Amerika’daki ırkçılığa siyah fotoğraflarla, yüksek sesle karşı çıkan Türkiye’den pek çok sosyal medya kullanıcısı, LGBTİ+ hakları konusunda Onur Haftası’nda tek ses etmedi. İki elin parmaklarını aşmayan sayıda marka, yaptıkları paylaşımlara gösterilen “tepkiler” nedeniyle ek açıklamalar yapma ihtiyacı duydu. Nike ve Adidas örneğindeki gibi rekabet desteği de görmediler. Oysa Anayasamızın 10. maddesi ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2. maddesi bu kadar netken; cinsel yönelimleri nedeniyle pek çok insanın ayrımcılığa uğradığı ve hatta hayatını kaybettiği biliniyorken.

Başka bir örnek daha… Ramazan ve Kurban bayramlarını yaratıcı içeriklerle kutlayan kurumsal hesapların kaçında müslüman olmayanların dini bayramları kutlanıyor? Kadim medeniyetlerin beşiği Anadolu’nun türlü geleneklerini yaşatmak, din, dil, görenek çeşitliliğine saygı göstermek adına, üstelik hem müşterileri hem de çalışanları arasında inananlar olmasına rağmen neden Ermenilerin Vartavar’ı, Yahudilerin Yom Kipur’u, tüm Hristiyanların Paskalya Bayramı, Noel vb. dini bayram kutlamalarını kurumsal hesaplarda pek göremiyoruz. Gayrimüslim çalışanlarının dini bayramları hafta içine rastladığında izin kullanmalarına müsaade eden kaç kurum var acaba? Başka bir ülkede Müslüman bir topluluğun bayramını kutlayan kişi ve kurumları “beğenmemize”, gurbetçilerimizin haklarına empati gösterebilmemize rağmen, konu bize yaklaştıkça flulaşmaya başlıyor belli ki.

Toplumsal hassasiyetlerde hipermetrobi ciddi bir soruna işaret ediyor. Uzaktakini iyi görebilmek ama yakınındakine hep söyleyecek bir “ama”sı olmak samimiyetin katili. Oysa insan ya adildir ya da değildir. Ya farklılıklara ve hukuka saygılıdır ya da değil… Markalar da öyle. Kamuoyu karşısında sorumluluğu bulunan tüm kurumlar hipermetrobiden kurtulmadıkça gerçek samimiyet sınavını asla geçemeyecek.

Bu yazı 6 Eylül 2020 tarihinde t24.com.tr’de yayımlanmıştır